Anasayfa Basında USİAD Cihan DURA AKP Halkın Nesi Var Nesi Yok Satmakta Kararlı!
AKP Halkın Nesi Var Nesi Yok Satmakta Kararlı!
Cihan DURA
Çarşamba, 05 Eylül 2012 08:55

Dünya ekonomik krizlerden kurtulamıyor. ABD hangi önlemi alacağını bilemez durumda, uzak olmayan bir gelecekte süper güç konumunu da yitirebilir. AB’nin yalnız ekonomik değil, siyasal geleceği de belirsiz...

Bütün bunlar neyin işareti? Pazar ekonomisinin, neoliberal küreselleşmenin iflasının işareti... Devlet müdahalesi yeniden gündemde, hatta birçok ülkede türlü şekillerde uygulamasına bile geçildi. Peki, Türkiye’de ne oluyor? Türkiye’de “herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine!” Hükümet tınmıyor: Varsa yoksa kapitalist uygulamalar, tek bir geri adım atmıyor, örneğin özelleştirme politikasından... Neden? Çünkü mecbur, birtakım güçlere karşı taahhüt altına girmiş; çünkü hayat damarı özelleştirmelere bağlı, satacak ki iktidarının damarlarına bir parça kan yürüyecek, boş kasalar para görecek, açıkları kapatacak. İşte bu demode ve süflî anlayışladır ki AKP hükümeti son aylarda da boş durmadı: Yeni satışlar, ihaleler yaptı, yeni yasal düzenlemeler getirdi.

I) SATIŞ VE İHALELER!

A) Birinci olarak, bir zamanlar ulusal gurur kaynaklarımızdan biri olan PETKİM'in %10.32 hissesini, blok satışla 168,5 milyon dolar karşılığında Azerî kuruluşu SOCAR’a sattı. SOCAR’ın PETKİM'deki payı %61.35'e yükselirken, devletimiz PETKİM’den tamamen çıkmış oldu. Tesis 2005'te açılmıştı sözde halka[i]; yüzde 51'i blok satış yöntemiyle özelleştirilerek, 2 milyar dolar karşılığında Socar-Turcas-Injaz'a satılmıştı.

PETKİM petrokimyasal ara ve nihai ürünler üretip satıyor. Tesisin pazar payı yüzde 26, çalışan sayısı 2600 civarındadır.

B) İkinci olarak, AKP iktidarı özelleştirme sürecinin ilk aşaması olarak yeni ihaleler açtı. Bunlardan en “yürek yakan”ı, Haydarpaşa Gar ve Limanı Dönüşüm Projesi ihalesidir. Bu tarihî eserin özelleştirilmesi, yaklaşık 8 yıldır tartışılıyordu. Yaktılar, yıktılar, lobi yaptılar, sonunda muratlarına erdiler. İhale Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından gerçekleştirilecek.

C) TEKEL’in sigara bölümünü AKP hükümeti bir İngiliz-Amerikan şirketine (BAT) satmıştı. İçki bölümü ise Amerikalıların oldu. Bir zamanların en güçlü kamu işletmelerinden biri olan TEKEL, millî ekonomimize Atatürk’ün armağanı idi.

Öyle görülüyor TEKEL’in varlıklarını sat sat bitiremiyorlar. Parça parça edilerek kurda kuşa yem edilen bu kuruluşun İstanbul Paşabahçe'deki eski içki fabrikasında bulunan taşınmazlar ve üzerindeki binaların satışı ile iskele-rıhtım ve dolgu alanının 49 yıllık kullanma izninin devri için de ihale açıldı. İhalede beş şirket teklif verdi. İşte halkın mülkü üzerine mal bulmuş mağribî gibi üşüşen bu şirketlerin adları: Özyazıcı İnşaat Elektrik, Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Fernas İnşaat, Asitane Gayrimenkul Geliştirme ve Turizm, Siyahkalem Mühendislik.

Yeri gelmişken vurgulamadan edemeyeceğim, TEKEL’in tapusunun bir yabancı şirkete teslimi aslında asırlık bir planın sonucudur, tabiî bizim de plansızlığımızın… Kanıtı -bir gazete haberi olan- aşağıdaki belgede buluyoruz:

“British American Tobacco’nun (BAT) Yönetim Kurulu Başkanı Jan de Plessis, şirketin 30 Nisan 2008’de Londra’da düzenlenen yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, TEKEL ihalesiyle ilgili bir ayrıntıyı açıkladı. BAT firmasının internet sitesinde yayınlanan konuşmaya göre Plessis, BAT çalışanlarına Türkiye’yle ilgili şu örneği anlattı:

‘Sabır ve uzun vadeli hedeflerden bahsederken, arşivlerimizden çıkan 1932 yılında yapılan bir Yönetim Kurulu tartışmasını bilmek isteyeceğinizi düşündüm. Burada BAT’ın yaptığı bir teklifi, tartışma tutanaklarından tırnak içinde aktarıyorum: ‘Yıllık gideri 10 bin pound olan Türk Tütün tekelinin idaresini üstlenmeliyiz’. O tarihte bunun tatmin edici bir anlaşma olacağı düşünülüyordu. Bence yaptığımız modern anlaşma daha iyi ve her ne kadar bazı şeyler daha pahalı olsa bile kesinlikle 76 yıl beklemeye değer...’

 

Plessis, TEKEL’i 860 milyon İngiliz pound’uyla satın aldıklarını ve bunun, Türkiye sigara pazarındaki paylarını beşe katlayacağını belirtti. Plessis, Türkiye’deki yatırımlarının uluslararası markalarını genişletmek için daha güçlü bir platform oluşturacağını da bildirdi” Bu gözlemden şu önemli bulguyu elde ediyoruz: BAT, TEKEL’i satın almayı ta 1932’de planlamış, 76 Yıl sonra hedefine ulaşmış. Atatürk zamanında başaramadığını, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül zamanında başarmış.

D) Özelleştirmelerin devam ettiği bir diğer alan da elektrik üretim santralleri... Bu kapsamda Enerji Bakanlığı Müsteşarlığı Nisan 2012 başında öncelikli dört termik üretim tesisinin özelleştirileceğini açıkladı. Bu tesisler şunlar: Hamitabat (1,120 MW), Soma A-B (1,034 MW), Çan (320 MW) ve Seyitömer (600 MW).

Kütahya'daki, linyitle çalışan Seyitömer Termik Santrali'nin özelleştirilmesi için Yüksek Planlama Kurulu kararı hazırlanmış, ihale için hazırlıklar başlatılmıştı.

E) Nihayet, köprü ve otoyol özelleştirmesine de başvurular yapıldı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın gazetelere verdiği ilana göre 2000 kilometre otoyol ve 2 köprü; işletme hakkının verilmesi yöntemiyle, tek paket halinde özelleştiriliyor.

II) YASAL DÜZENLEMELER!


AKP iki ulusal servetimizi daha yerli veya yabancı özel şirkete devretmek için yasal girişimleri başlattı, biri bor madeni, diğeri demiryolları… Yaptığı yasal düzenleme ile özelleştirme uygulamasında hükümetin yetkisini genişletti, yargıyı dışlama (bypass) yoluna gitti.

A) Bor madenleri uzun süredir yorum ve tartışmalara konu oluyordu. Tartışmanın merkezini, bor rezervleri bakımından dünya çapındaki üstünlüğümüzle bu madenin kullanım yelpazesinin genişliği ve önemi oluşturuyordu. AKP iktidarı bu, durur mu sonunda ona da el attı. Bor madenlerinin özel sektöre devrini sağlayacak bir yasa taslağı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından, Bakanlar Kurulu’na sunuldu. Taslağa göre, mülkiyeti devlette kalmak kaydıyla, bor madeninin üretimi ve zenginleştirilmesi, ihale yoluyla üçüncü şahıslar tarafından yapılabilecek. Başka bir deyişle, daha önce yapılan Türk Telekom ve TEDAŞ Elektrik Dağıtım şirketleri özelleştirmelerine benzer şekilde, mülkiyeti devlette kalmak şartıyla bor madenlerinin arama, üretim ve pazarlanması özel sektöre devrediliyor.

Bor madenleri bilindiği gibi Eti Holding tarafından işletiliyordu. Bu kuruluş 2001 yılında blok olarak özelleştirilmek istendiyse de, kamuoyunun baskısı üzerine geri adım atıldı. Şimdi sıkı durun: O yıllarda AKP de, bugünkü iktidar, bor madenlerinin özelleştirilmesine şiddetle karşı çıkıyordu! Peki şimdi? Bizzat kendisi özelleştiriyor! Neyle açıklayacağız çelişkiyi? Bizim siyasetçilerimizin genellikle, bir dava sahibi olmadıkları gerçeği ile, fikir ve inançtan çok menfaat ve ikbal kaygısıyla hareket ettikleri gerçeği ile elbette… Bunun çok bilinen, zaman zaman hatırlatılan bir örneğini de zikretmeden geçemeyeceğim: Muhalefet saflarında iken, Türkiye’nin AB üyeliğine şiddetle karşı çıkan Abdullah Gül; iktidar olunca, derhal saf değiştirerek birinci sınıf AB savunucusu kesilmişti. Ne diyebilirim ki? Atatürk’ün üzerinde çok durduğu sosyal ahlak eksikliği Türkiye’nin gerçekten temel sorunlarından biridir.

Türkiye Maden-İş Sendikası Yönetim Kurulu’nun, hükümetin bor girişimi hakkındaki bir açıklamasını okudum Evrensel’de (16.3.2012), buraya almamak olmaz, şöyle deniyor: Bor madenleri millî servettir, Türkiye’nin gözbebeğidir, özelleştirilmesine izin verilmemesi gerekir. Ülkemiz bor rezervi açısından dünyada birincidir. Eti Maden’e bağlı bor işletmeleri; dünya bor rezervlerinin yüzde 73’ünü elinde bulunduruyor, dünya bor talebinin yaklaşık yüzde 40’ını karşılıyor. Yıllık 2 milyon ton civarında gerçekleşen bor ihracatı ekonomimize yaklaşık 850 milyon dolar gelir sağlamaktadır. Ne var ki getirilen değişiklikle bor ürünleri işletmelerinin yerli veya yabancı şirketlere devrinin yolu açılmış oluyor. Bor madenlerimizin özel sektöre uzun vadeli taahhütlerle verilmesi, dünya lideri olabileceğimiz bir sektörde uzun yıllar süren çabalar sonucunda elde ettiğimiz etkinliği olumsuz yönde etkileyecektir.”

ABD’nin küresel şirketlerinin Türkiye’nin bor yataklarında gözü vardır. Benim tahminim odur ki uzun vadede esas hedef bor madenlerinin yabancı şirketlere, büyük olasılıkla ABD şirketlerine satılmasıdır. Mevcut düzenlemede, tepki olmasın diye yumuşak ifadeler kullanarak kamuflaj yoluna gidiyor AKP iktidarı.

B) Olamaz, yapamazlar derken, sonunda demiryolları da AKP’nin özelleştirme saldırısının kurbanı oluyor: Serbestleştiriliyor, sözde rekabete açılacak hava yolu taşımacılığında olduğu gibi... Devlet Demiryolları Genel Müdürü Nisan başında şöyle açıkladı girişimlerini: “Demiryolu sektörünü serbestleştirmek istiyoruz. Kanun bir iki ay içinde Meclis’e gelecek. Hem iç rekabet canlanacak hem kullanıcılara daha etkin ve kaliteli hizmet sunulacak, hem de demiryollarının hazine üzerindeki yükü azaltılacak. THY’yi örnek alıyoruz. Türk Tren AŞ adlı yeni bir demiryolu şirketi kuracağız.” Görüyorsunuz, ileri sürülen gerekçeler, hep aynı ve ağızlarda pelesenk olmuş bayat gerekçeler: Rekabet canlanacak, daha kaliteli hizmet sunulacak, hazine üzerindeki yük azalacak… Oysa özelleştirmenin hakikî amacı, kamunun cüzdanını açıp, serveti halktan özel şahıslara aktarmaktır. Bu söylenmez, buna atıf yok tabii... Yine kamuflaj yapılıyor. Başbakan Margaret Thatcher (1979-1990) zamanında İngiltere’de de demiryolları özelleştirildi, öyle sorunlar çıktı ki yaptıklarına yapacaklarına bin pişman oldular.

Demiryollarının özelleştirilmesi ile ilgili olarak Ulusal Strateji Merkezi(USMER) İstanbul Başkanı Haluk Dural’ın bir yorumuna başvurmamız faydalı olacak, şöyle yazıyor: Margaret Thatcher’ (Taçı)’nın başbakanlığı döneminde İngiltere’de özelleştirme yapıldı. Ne var ki özel sektör sadece kârlı hatlara yatırım yaptığından, demiryollarında yeniden kamulaştırmaya gidildi.

Öte yandan, bu konuda asıl çarpıcı örnek Arjantin örneğidir. Toplam 38 bin km olan demiryolu ağı 90’lı yıllarda yapılan özelleştirmeler sonucu, 9 bin km’ye kadar düştü. Sebep yine aynı: Özel sektörün yalnızca kâr güden yatırımları... Arjantin demiryollarının 30 bin km’si tarım ve hayvancılık yapılan bölgelerdeydi. Oralarda yaşayan insanlar demiryolu ulaşımının kalkmasıyla birlikte yerlerini terk etmek zorunda kaldı. Dünyanın en büyük et üreticisi olan Arjantin et ithal eden bir ülke durumuna düştü[i]. Demiryollarının özelleştirilmesi halinde Türkiye’de de olacak olan budur. Ayrıca demiryolu ağının geniş olması askerî bakımdan da önemlidir. Çünkü, büyük çaplı askerî birlik kaydırmaları demiryoluyla yapılır. Özelleştirme Türk ordusunun ülke içindeki hareketini zorlaştıracaktır.

C) AKP iktidarı; günümüzde artık bütün sakıncaları ortaya çıkmış olan özelleştirmeden vazgeçmek bir yana, bu yanlış uygulama ile ilgili hareket alanını daha da genişletme çabası içinde. Nitekim Nisan sonunda, çok kritik bir yasayı daha Meclis’ten geçirdi. Görüşme aslında bazı üst kurul başkanlarının görev sürelerini düzenleyen yasa ile ilgiliydi. Bir gece yarısı harekâtıyla ve son dakika önergesiyle özelleştirme ile ilgili bir düzenlemeyi de yasalaştırıverdiler. Özetle, şu imkânı elde etti hükümet: Bakanlar Kurulu, özelleştirme uygulamalarına yönelik olarak açılan davalarda bundan böyle yargı kararını uygulamayabilecek. Yetki “ihaleyi kazanan yatırımcıya tesisin devrinin ardından iptal kararı verilmesi sebebiyle oluşacak fiili imkânsızlık karşısında geri dönülemez bir yapının ortaya çıkması durumu”na bağlanıyordu. Başka bir deyişle, yargının özelleştirme ihaleleri hakkında verdiği kararlar artık yok sayılıyor, son söz Bakanlar Kurulu’na bırakılıyordu. Türkçesi icra “yargıya müdahale” ediyor, “yasal bir ambalaj”la hukuk “bypass” ediliyordu.

Çok önemli bir noktayı daha belirtmeden, konuyu kapatmayalım: Söz konusu yasa, bir grubu çok yakından ilgilendiriyor: Albayraklar… Bu grup Mayıs 2003’te Balıkesir SEKA Kağıt Fabrikası’nı sadece 1.1 milyon dolara satın almıştı. Oysa yaklaşık 1800 dönümlük arazisi, 185 lojmanı, sosyal tesisleri ve diğer varlıkları ile, özelleştirme ihalesi öncesi, Balıkesir SEKA’ya 51 milyon dolar değer biçilmişti. Tesis ihaleye tek başına katılan Albayraklar’a Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun onayıyla Haziran 2003 tarihinde devredildi. Ancak Bursa 2. İdare Mahkemesi Temmuz 2003´te, satılmasında kamu yararı ve özelleştirme amacına uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı almış, sonra da iptal kararı vermişti. Karar temyiz edildi. Diğer yargı organları da Balıkesir SEKA’nın iadesi için tam beş karar almıştı. Ancak o tarihten bu yana, yani 9 yıldır Balıkesir SEKA, geri alınamadı. Söz konusu yasa ile iktidar hem mahkemelerin kararlarını geçersiz kıldı, hem de Yargı’nın yetkisini kendi üzerine aldı. Aynı zamanda Albayraklar grubunu da ihya etmiş oldu. Bu grubun, AKP’nin yarı resmî yayın organı olan Yeni Şafak gazetesinin sahipleri, Başbakan'ın damadının da holdingin “CEO”su olduğunu eklemekte fayda var sanırım.

 

Prof. Dr. Cihan DURA

USİAD Bildiren Dergisi 54. Sayı

Derginin 54. Sayısını okumak için tıklayınız

www.usiad.net

 

USİAD Bildiren Dergisi

Reklam

Raporlar

Reklam

Kitaplar

Reklam