Anasayfa Basında USİAD Cihan DURA Tasarrufu Arttırmak Hiç de Kolay Olmayacak!
Tasarrufu Arttırmak Hiç de Kolay Olmayacak!
Cihan DURA
Pazartesi, 15 Ekim 2012 12:40

Türkiye’de son 20-25 yıldır iki alanda yoğun bir beyin yıkama faaliyeti sürdürüldü. Biri Türkiye’nin, Avrupa Birliği’nden başka alternatifi olmadığı, diğeri ekonomik kalkınmanın ancak yabancı sermaye ile sağlanabileceği... Propaganda şöyle bağlanıyordu: Bu ikisi gerçekleşmezse Türkiye biter.

 

I) Burada konum ikinci iddiadır; onu açacak, Türkiye’ye nelere mal olduğunu göstermeye çalışacağım.

 

Bizler 1960’lı yılların üniversiteli gençleri olarak, kalkınmanın olmazsa olmaz koşulunun “iç tasarrufların artırılması olduğu” kuralını ezberleyip öğrenerek yetişmiştik. Sonra, 1980’li yıllardan itibaren bir yeni liberalizm, bir küreselleşme balonu salındı ortaya.  Bir yalan rüzgârı ki Türkiye’yi de önüne katıp götürdü. İşte bu furyada şu görüş dayatıldı topluma: Türkiye’nin tasarruf oranı düşüktür, kalkınması için yabancı sermaye çekmekten başka çaresi yoktur.

Bu yanlış ve maksatlı zihniyet günümüze kadar sürdü. Oysa tarihî bir gerçektir ki dünyada hangi ülke gelişmişse kalkınmasını büyük ölçüde kendi iç tasarruflarına dayandırmıştır. İngiltere sanayileşirken –sömürge gelirlerini bir tarafa bırakırsak- dışardan sermaye gelsin diye mi bekledi? Japonya gelişme sürecinin bir aşamasında tasarruf oranını %30’lara kadar yükseltmemiş midir?

Gerçek bu iken, Türkiye’yi yabancı sermayeye mahkûm edenler ulusal tasarrufların adını hiç anmadılar, hatta unutturdular. Çünkü onlar kendi halkları ile değil, Batılı sömürgenlerle çıkar birliği içindeydiler. Onlar ki Batı’nın malları ve parası için Türkiye’yi pazar yaptılar ve yapmaktalar. Türkler tüketsin ki o mallar satılabilsin, birikmiş fonlar borç olarak alınabilsin.  Sürekli tekrarlıyorlardı: Türkiye’nin tasarruf oranı düşüktür. Bu düzeyde bir tasarruf oranıyla kalkınamayız. Tasarruf açığı ancak yabancı sermaye ile kapatılabilir. Oysa tüketim o derecede kışkırtılır ve başıboş bırakılırsa, tasarruflar elbette düşük olacaktır. Böyle bir anlayış ve mekanizma yalnızca Batı’nın bugünkü gelişme düzeyinin bir gereğidir ve onun küresel şirketlerinin çıkarlarına uygundur. Bu mekanizma bizimki gibi toplumlar için, tam tersine, bir felakettir. Evet, Türkiye’yi yabancı sermayeye muhtaç duruma bile bile getirdiler, şunu yaparak: Önce tüketimi alabildiğine teşvik edip iç tasarrufların yükselmesini engellediler, ardından düşmesini, adeta yerlerde sürünmesini sağladılar. Sonra şöyle dediler: Bakın ulusal tasarruflar yetersiz, o halde yabancı sermayeden başka çaremiz yok.

II) Bu sakat tez Türkiye’yi zamanla dünyanın tasarruf oranı en düşük ülkelerinden biri haline getirdi; dolayısıyla yatırım yapmayan, üretmeyen bir toplum haline de… Bunu ben değil, İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince söylüyor: “Türkiye üretmiyor, tasarruf yapmıyor, tüketiyor. Bunu müşterilerimizden biliyoruz. Kredi kullanan müşterilerimiz artık yatırım yapmıyorlar. Çoğu marketçi, gayrimenkulcü, inşaatçı oldu. Gayrimenkul fiyatlarının ne kadar yükseldiğine bakarsanız, Türkiye’nin üretmediğini görebilirsiniz.”

Bir ülkede tasarruflar hanehalkları, tasarrufçu kuruluşlar, kamu ve özel işletmeler tarafından yapılır. Türkiye’de hanehalklarının tasarruf oranı düşüktür. Genel olarak harcanabilir gelirinin yüzde 85’ini tüketmektedir ki bu yüksek bir orandır. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında tasarruf oranımız (iç tasarruf /GSYH) yüzde 20 dolayında idi. Sonraki yıllarda düzenli olarak düştü; cari fiyatlarla yüzde 12.6’ya kadar indi (2011). Şu veriler ise bize uluslararası karşılaştırma imkânı veriyor: Tasarruf oranımız 2005-2007 yıllık ortalaması olarak yüzde 16,7’dir. Buna karşılık yüzde olarak Çin’in  49.6, Malezya’nın 42,7, Şili’nin 33,6,  G. Kore’nin 31,4, Endonezya’nın 29,7, Avusturya’nın 27,6, Japonya’nın 25,1, Meksika’nın 23,8, Brezilya’nın 19,8, İngiltere’nin 14,4, ABD’nin 14,2’dir[i].

-Ekonomimizin en can alıcı sorunlarından biridir iç tasarruf yetersizliği… Özellikle AKP iktidarı döneminde en şiddetli şekilde yaşanmaktadır. Tasarruf-yatırım dengesizliği bu yetersizlikten ileri gelmekte, oluşan açık dış kaynaklarla (yabancı sermaye, dış borçlanma, toprak satışı ile)  finanse edilmektedir. Cari işlemler açığı iç tasarrufların yetersiz olmasının bir izdüşümüdür ve dışarıdan ne kadar kaynak aktarıldığını gösterir. Böylece Türkiye sermaye birikimini, dolayısıyla ekonomik büyümesini çok büyük ölçüde yabancı sermaye kaynaklarından karşılamak zorunda kalan, dışa bu açıdan da bağımlı bir ülke durumuna getirilmiştir.

- Bugün ekonomide “iç tüketim artışına dayalı, iç tasarruftan çok dış kaynakla işleyen bir büyüme modeli” geçerlidir. Modele göre ekonomik büyüme, dışardan gelen dövize dayalı iç talepteki artış sayesinde gerçekleşiyor. Bunun anlamı Türkiye’nin, kendi öz kaynaklarının çok üzerinde tüketim yapan bir ülke haline gelmiş olmasıdır. Baran Tuncer’in deyişiyle günümüzde “gayri safi milli hâsılanın yüzde 10’una kadar çıkan açıklar ekonominin geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Dünyada bunun başka bir örneği yoktur”[ii].

Dünya Bankası’nın Türkiye Direktörü Martin Raiser ise tasarruflardaki düşüşün cari açığı artırma etkisine dikkat çekiyordu: “Cari açığın sebebi ya yatırımlardaki artıştır ya da tasarruflardaki düşüş... Yatırım artışından olsa, üretim kapasitesi artar, ekonomik büyüme sağlanır. Türkiye’de maalesef yaşanan bu değil. Cari açık yatırımlardaki artıştan değil, tasarruflardaki azalmadan yani tüketimden kaynaklanıyor. Dışarıdan alınan borç, yatırıma değil tüketime gidiyorsa, insanların neden tasarruf eğiliminde olmadıklarına yakından bakmak lazım.” [Cumhuriyet, 17.2.2012]

III) AKP yönetimindeki Türkiye’nin durumu işte budur. Derken, dünya kriz beklentileriyle sarsılmaya ve Türkiye de bundan etkilenmeye başlayınca bakış açısı değişti; büyük yanlıştan dönmek gerektiği gerçeği fark edilmeye başladı. Yeniden, iç tasarruf oranının artırılmasından söz ediliyor artık. Bu kapsamda somut girişimler, bir tür seferberlik niteliğinde hareketler de görülüyor. Örneğin, Akbank’ın Nisan başında başlattığı tasarruf bilincini geliştirme ve özendirme kampanyası gibi… Hedef “Türk halkına, son yıllarda azalan tasarruf eğilimini yeniden kazandırmak…” Akbank Bireysel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Galip Tözge, söz konusu kampanyayı şöyle tanıtıyordu[iii]: Son 20 yılda yurtiçi tasarruflar GSYİH'nın yüzde 22,4’'ünden 2010 yılı itibarıyla yüzde 13,6'sına kadar geriledi. Bu oran 1980'den bu yana kaydedilen en düşük orandır. Cari işlemler açığı, tasarruf ve yatırım dengesizliğinin aynasıdır. Yurtiçi tasarruf eğiliminin düşmesi, Türkiye'de yatırımların yabancı kaynaklarla finanse edilmesine yol açıyor, bu nedenle cari işlemler açığı büyüyor; bu sarmal, ülkenin uzun vadeli kredi notu görünümünü de olumsuz etkiliyor. Büyümenin finansmanında yurtiçi kaynakların payının artması ülke ekonomisinin kırılganlığının azalmasında çok önemli bir role sahip olacak. IMF'nin 2010 yılı verilerine göre Türkiye; yüzde 13,6'lık tasarruf oranı ile Çin'in yüzde 53, Hindistan'ın yüzde 34, Güney Kore'nin yüzde 32 düzeyindeki oranları karşısında çok geride kalıyor. Türkiye'nin yıllık yüzde 6 olarak öngörülen büyüme hızının sürdürülebilir olması, ancak yurtiçi tasarrufların artırılması ile mümkün olacaktır.

Akbank girişiminde yalnız kalmadı, ekonomi yönetimi de katıldı son aylarda bu tasarruf kampanyasına. Özelleştirme ihalelerinin sonuçsuz kalması, vergi gelirlerinin azalması üzerine yeni kaynak peşine düşen AKP Hükümeti, vatandaşları tasarruf yapmaya davet etti. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, tasarrufların çok düşük olduğunu nihayet fark ettiler. Her ikisi de vatandaşa “tasarruf edin” çağrısında bulundu:

-Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: “Tasarruf oranlarımız çok düştü. Güven ortamından bahsediyoruz ama bu, hızlı tüketime sebep oluyor. Halkımız kazanmadığı parayı harcıyor. Geleceğe doğru borçlanıp peşinen harcama yapılıyor. Bu makul büyüklüklerde olabilir ama ölçü kaçarsa zamanında tedbir almak gerekiyor.”

-Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan: “Tasarruf oranları azalıyor; şu an için alarm vermiyorum ama dikkatli olmalıyız. Türk insanı mutlaka ayağını yorganına göre uzatacak tedbirleri almalı. Tasarruf konusunda almamız gereken son derece önemli tedbirler var. Ancak şunu da kabul etmemiz gerek ki geçmiş dönemlerde Türkiye yaşayamadığı bazı şeyleri bugün itibariyle yaşıyor” [Aydınlık, 27.5.2012].

IV) Bütün bu uyarılar, bu çağrı ve girişimler takdire değer, dilerim ülke çapında bir seferberliğe de dönüşür. Ne var ki iyimser olmak zor, çünkü çok geç kalınmıştır, geriye dönüş hiç de kolay olmayacaktır. Bir halkı alış(tırıl)mış olduğu tüketim düzeyinden fedakârlık yapmaya razı etmek kolay değildir. Neden?

İktisat teorisinde, Amerikalı ekonomist James Duesenberry’nin (1918-2009) ileri sürdüğü Nispi Gelir Hipotezi adlı bir teori vardır, tüketim olgusunu açıklamaya çalışır. Şöyle ki belirli bir hayat standardına sahip olan bir tüketici, mevcut standardını mümkün olduğu kadar sürdürmek ister. Yani ayda 3 bin liralık tüketim yapıyorsa, geliri düştüğünde de 3 bin liralık tüketim düzeyini korumaya çalışır. Genel bir ifade ile bireyin tüketimi, yalnız yaşadığı dönemin gelirinin değil, aynı zamanda geçmiş dönemde elde etmiş olduğu en yüksek gelir düzeyinin de bir fonksiyonudur. Başka bir deyişle hanehalkları tüketimlerini sadece cari döneme göre değil, gelirlerinin en üst düzeye ulaştığı döneme bağlı olarak da yaparlar, daha doğrusu yapmak isterler. Harcanabilir gelirlerinin geçmişte ulaştırdığı en üst tüketim düzeyinin altına düşmemeye çalışırlar. Bunun sebebi ise alışkanlıktır: Tüketiciler yüksek gelir ve harcama standardına kolay alışırlar ve ondan vazgeçmek istemezler, refahlarından kısmak istemezler. Harcama düzeyi bir tür “yapışkanlık” özelliği kazanmıştır.

Şimdi Türkiye’de son yıllarda tüketici kredileri ile kredi kartları kullanımında yaşanan müthiş patlamayı, halkımızın gelecekteki gelirlerini şimdiden harcayarak yaşam standardını yükseltmesi, en azından belli bir düzeyde tutması olgusunu hesaba katın. Ve şu soruyu yanıtlayın: Bir tasarrufu teşvik politikası -borçluluğun handikapı bir yana- bu koşullarda ne derecede başarılı olabilir?

 

Prof. Dr. Cihan DURA

USİAD Bildiren Dergisi 55. Sayı

Derginin 55. Sayısını okumak için tıklayınız

www.usiad.net

 

USİAD Bildiren Dergisi

Reklam

Raporlar

Reklam

Kitaplar

Reklam