Anasayfa Basında USİAD Cihan DURA Dünyada Kâbus: ABD’nin Bütçe Krizi
Dünyada Kâbus: ABD’nin Bütçe Krizi
Cihan DURA
Cuma, 20 Aralık 2013 11:35

Dünya geçen ekim ayında ABD kaynaklı çok önemli bir olaya sahne oldu. Âdeta nefesler tutuldu nasıl sonuçlanacak diye. Bu bekleyişe Türkiye de katıldı. Neydi olay, hatırlayacaksınız: ABD’nin borç tavanı krizi!..

Peki, gündemi neden bu derecede işgal etmişti? Çünkü devletin işleyişi, 1 Ekim tarihinden itibaren yavaşlamış, hükümet sanki kepenk kapatmış (government shutdown) konumuna düşmüştü. Peki, neden? Çünkü 1 Ekim tarihi Kongre’nin, hükümete vermiş olduğu para harcama yetkisinin sona erdiği tarihti.  Daha açık bir ifade ile Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Kongre: (i) hükümete bütçe yetkisi vermiyordu, (ii) borç tavanını yükseltmeye yanaşmıyordu. Netice? Yetki olmayınca, hükümet elinde parası olmasına rağmen harcama yapamıyor. Kongre’den yetki almadan para harcamak yasal olarak mümkün değil. Bu yüzden âcil ve kritik hizmetler dışında tüm devlet faaliyetleri durmuştu. Cumhuriyetçiler ‘Obama-care’ adıyla anılan sağlık sigortası reformunun askıya alınmasını istiyordu. Demokratlar ise, Obama’nın başkanlığının en önemli reformu sayılan bu programdan ödün vermeye yanaşmıyordu.

 

1 Ekim tarihinde ülkenin genel görünümü şöyleydi: Federal hizmetlerin çok büyük bir kısmı  askıda… Bazı devlet dairelerinin kapısına kilit vurulmuş, yüz binlerce memur ve işçi ücretsiz, mecburî izne çıkarılmış. Hazine borçlanamıyor, vadesi gelen bonoların itfasını yapamıyor. Öyle ki devletin iflasından bile söz edenler var. Ülkenin kredi notu şimdiden kırılmış. Hazine Bakanlığı’nın yayımladığı bir raporda, "2008 yılındaki olaylara benzeyen, hatta ondan daha kötü sonuçlara yol açabilecek bir mali kriz ve resesyon olasılığı"ndan  söz ediliyor. Çıkacak bir kriz yalnız ABD’yi değil, tüm dünyayı etkileyecek. Tek çıkış yolu;  borç limitinin yükseltilmesi konusunda 17 Ekim'e kadar siyasetçilerin anlaşmaya varmaları… Yoksa ülke temerrüde düşebilecek. 1 Ekim’den beri bütçesiz kalan, ekonomisini devasa borçlanmalarla sürdürebilen ABD 17 Ekim’den sonra borçlanamayacak. O gün her yerde endişe ile bekleniyor.

‘***’

Borç tavanı veya borçlanma limiti; basit bir tanımla bir devletin, hükümetine borçlanma konusunda koyduğu üst sınırdır. ABD açısından borç tavanı “Kongre tarafından belirlenen, federal hükümetin, yani hazinenin yasal olarak ne kadar borçlanabileceğini gösteren sınır”dır.  Bu sınır yasalara göre ABD'nin milli gelirinin yüzde 10'unu geçemiyor. İlk defa 1917'de 11.5 milyar dolar olarak belirlenen borç tavanı, günümüzde yaklaşık 14,3 trilyon dolardır.  Bu limite ulaşılınca Hazine Bakanlığı kredi alamıyor, bono ve tahvil satarak borçlanamıyor. O zaman devletin elinde gelir olarak sadece vergi ve harçlar kalıyor. Tavanın artırılması Kongre’den yeniden izin alınmasına bağlı... Bu da Demokratlarla Cumhuriyetçilerin uzlaşmasını gerektiriyor. Ne var ki çoğunluk uzlaşmaya pek yanaşmayan Cumhuriyetçilerin elinde… Cumhuriyetçiler Obama’nın, bütçe açığını artıran, vergi artışları ve harcama kesintileri içeren planına karşı çıkıyor, özellikle sağlık harcamalarının kısılmasını istiyorlar. Borç tavanının yükseltilmesine onay vermek için, bütçe açığını kısmaya yönelik bir plan üzerinde uzlaşmayı şart koşuyorlar.

Sosyal fonlar sayılmazsa, Nisan 2013 verilerine göre ABD’nin yaklaşık 12 trilyon dolar borcu var. Kamu borç yükü 2012 yılında yüzde 107 idi, 2013’de yüzde 112’ye yükseleceği tahmin ediliyor. Borcun yüzde 47’si ülke dışındaki yatırımcıların tahvillerinden oluşuyor. Halen geçerli olan borç tavanı 16.4 milyar dolar düzeyinde. Bu tavana Şubat 2014 sonuna kadar ulaşılacağı tahmin ediliyor.

‘***’

Amerika neden borçlanır? Sebebi yapısal: Hükümet, vergi yoluyla topladığı gelirden çok daha fazlasını harcamakta. Miktarı Türkiye bütçesini bile aşan savaşlara giriyor, askerî operasyonlar yapıyor. Birçok ülkede büyük harcamalar gerektiren askerî üsler, denizlerde savaş gemileri bulunduruyor. Bir diğer harcama etkeni de sağlık sigortasında Obama-care adıyla anılan dev reform... O da büyük kaynaklar yutuyor. Bu ve benzeri sebeplerden, bütçede son yarım yüzyılın en büyük açıkları oluştu. Açıklar da, doğal olarak ancak borçlanma yoluyla kapatılabiliyor.

Borç tavanı artırılmazsa ne olur, hangi etkilerle karşılaşılır? Kâbus günlerinde bunlar üzerinde çok duruldu, tahminler yapıldı, yazılar kaleme alındı. Bu yazılardan bazılarını gözden geçirince, olası etkilerin dört başlık altında toplanabileceğini gördüm: Harcama etkisi, temerrüt etkisi, finans etkisi, dış etkiler.

1) Eğer Kongre’de 17 Ekim’den sonra da uzlaşma sağlanamasaydı, ABD Hazinesi yeni borçlanma yapamayacaktı. Bu takdirde günlük 60 milyar doları bulan kamu harcamalarında ciddi kesintilere gidilecek, yalnız savunma, eğitim, ulaştırma, konut gibi zorunlu olmayan harcamalar değil, sosyal güvenlik ödemeleri gibi zorunlu harcamalar da askıya alınacaktı. Bu kesintiler ve muhtemel vergi artırımları dolayısıyla tüketim de yavaşlayacak, ekonomi büyük bir durgunluğa sürüklenecekti.

2) Diğer önemli bir etki mali yükümlülükleri yerine getirememe, kısaca temerrüde düşme halidir. Temerrüt basit bir tanımla, “bireylerin veya şirket, ülke gibi tüzel varlıkların borçlarını zamanında ödeyememesi durumu”dur.

Eğer Kongre borç tavanını yükseltemezse, ABD Hazinesi’nin 17 Ekim’den itibaren tek geliri vergi ve harçlar olacaktı. Bu gelir de sosyal güvenlik harcamaları, borç ve faiz ödeme yükümlülüklerinin ifasına yetmeyeceği için borç ödemelerinde temerrüde(default) düşme ihtimali gündeme gelecekti.

ABD'nin temerrüde düşmesi, itfaları yerine getirememesi, Hazine bonosu sahiplerine yapılan para ödemelerini durdurması demektir. Demek ki borçların geri ödenmesi sıkıntıya girecekti. Temerrüt ise dünya piyasalarında büyük bir düşüşe, faiz oranlarında artışa yol açacaktı.

Amerikan tarihinde temerrüt olmamıştır; ancak, en son 1979’da olmak üzere üç kez temerrüt durumuna yaklaşılmıştır.

3) ABD Hazinesi'nin borçlarını ödeyememesi, oradan alacağı para ile kendi ödemelerini yapacak alacaklı kuruluşların da ödemelerini yerine getirememesine yol açacak ve borçların zincirleme olarak ödenememesi yüzünden ortaya bir finansal kriz çıkabilecekti. Bu durum ABD ekonomisine olan güveni sarsacağı için Dolar da değer yitirecekti.

Belirsizlik arttıkça, ABD Hazine bonoları değersiz kâğıtlara dönüşecekti. Sigorta şirketleri, emeklilik fonları, para piyasası fonları, bankalar dağılıp borsalar çökecek, küçük bankalardan büyük bankalara kaçış başlayacaktı. Ortalıkta para kalmayacak, parasal alışverişin yerini takas alacaktı, Kredi kartı, öğrenci kredisi, mortgage ve araba kredisi gibi borçlanmalar çok zorlaşacak, Hisse piyasaları çakılacaktı. “Elinde ABD tahvili bulunanlar arasında, çok uluslu bankalar, yabancı ülkeler ve Amerikan halkı var. ABD borcunu ödeyemezse, dünyanın en büyük bankaları iflasın eşiğine gelebilir. Bu durumda bankalar kredi vermeyi bırakabilir, hatta cari hesaplardaki paraları bile ödeyemez hale gelebilir”di[1].

ABD hükümeti bono sahiplerine olan borcunu ödeyemeyince, bonoların değeri düşecekti. Yatırımcının bono yoluyla borç verdiği hükümetten elde ettiği kâr, yani hükümetin borç aldığı yatırımcıya ödediği faiz artacaktı. Çünkü bono artık daha az güvenli, dolayısıyla daha riskli bir yatırım biçimi olarak algılanır. Bu durumda, diğer ülkelerde de genellikle ABD Hazinesi'ne bağlı olan faiz oranları tırmanışa geçerdi.

4) ABD’nin borcu 12 trilyon doların üzerinde.  2013 yılı başı itibarı ile ABD’nin borcunun 5,6 trilyon doları yani yüzde 47’si ABD dışı yatırımcıların elindeki tahvillerdir. Genel toplamda 5 trilyon 590 milyar dolarlık Amerikan kâğıdı (hazine bonosu ve tahvili) 17 Ekim’den itibaren değersiz bir hale gelebilirdi. Bu da –bazı iktisatçılara göre- mevcut finansal kapitalizmin yönettiği küresel ekonomik sistemin sonu demekti. Bu verileri göz önüne alınca, doğacak bir krizin dünya ekonomisi üzerinde yapabileceği etkileri, dehşetle tasavvur etmemek mümkün değil. En büyüğünden en küçüğüne bütün finans kurumları bundan etkilenecekti: Wall Street bankaları, küresel bankalar, yabancı devletlere ait bankalar…,  kasasında  ABD tahvili bulunduran bütün kurumlar geri ödeme sıkıntısı yaşayacaktı. “Çünkü çoğu kendi aralarındaki alışverişlerde, dünyanın en güvenli yatırım aracı sayılan ABD tahvillerini teminat gösteriyor. Birçok banka da öz sermayesini ABD tahvillerinde tutuyor. Eğer bu tahviller değer kaybederse bankalar da kredi verme konusunda çok daha cimri davranacaklardı.”

a) Acaba Avrupa Birliği (AB) üzerinde meydana gelecek etki ne olabilirdi? Yukarda belirttim, borç tavanı krizi ABD ekonomisine olan güveni sarstığı için Dolar değer kaybedecek. Bu takdirde bir diğer rezerv para birimi olan Euro değer kazanacaktı. Bu olgu ABD'de cari açığın düşmesine yol açarken, AB'de –birliğin aleyhine olarak-  cari açığı artıracaktı.

b) Diğer ülkelere gelince, dünyada en fazla ABD tahviline sahip iki ülke 1,3 trilyon dolar ile Çin ve 1,1 trilyon dolar ile Japonya’dır. Amerika’nın temerrüde düşmesinden en çok etkilenecek ülkeler de bunlar doğal olarak. İngiltere açık ara ile üçüncü sırada.

c) Peki ya Türkiye…, Türkiye nasıl etkilenirdi?

Dolar’ın değer kaybetmesi dış ticaretimizi iki yönden etkilerdi. Birincisi, ihracat yönünden... Şöyle ki, Türkiye ihracatının yüzde 40’ını AB ülkelerine yapıyor, aynı oranda da Euro kazanıyor. O zaman Euro prim yaptıkça ihracatçımız daha fazla TL kazanmış olacaktı. İthalat yönünden: Türkiye’nin ithalatı ve borçları ağırlıklı olarak dolar cinsinden yapılıyor. Demek ki Dolar değer kaybettikçe ithalat maliyetimiz ve borç yükümüz TL cinsinden azalacaktı. Dolayısıyla Euro değer kazanıp da dolar değer kaybettikçe Türkiye kazançlı çıkıyor. Ancak daha uzun vadede bütün bu kısa vadeli kazançlar kaybedilebilir; ABD'nin borç tavanı krizini çözemeyip temerrüt haline düşmesi, yeni bir küresel krize yol açması durumunda tabii[2]

Bir diğer etki de Türkiye’nin, “kasalarındaki 55 milyar dolarlık Amerikan tahvilini bir anda karşılıksız halde bulması” olacaktı.

‘***’

İşte bütün bu sebeplerden dolayıdır ki dünya 17 Ekim gününü adeta nefesini tutarak bekledi. Bir anlaşmaya o “kâbus günü”ne ancak saatler kala varılabildi. Ne var ki ortada bir çözüm falan yoktu aslında.  Bu bir “sorunu erteleme” anlaşmasından ibaretti ve sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyordu. Ne borçlanma tavanı ne de bütçe konusunda herhangi bir anlaşmaya varılmış değildi.

Üç kritik tarih belirlenmişti: 13 Aralık, 15 Ocak ve 7 Şubat... Şöyle ki: “çözülmesi gereken, en önemli anlaşmazlık sebebi olan borçlanma tavanı üzerinde bir uzlaşma” sağlanamamıştı. Ehveni şer ve yasa gereği olarak ikinci seçenekte karar kılındı: Borçlanma tavanı uygulaması geçici olarak askıya alındı. Artık hükümet, 7 Şubat 2014’e kadar istediği kadar borçlanabilecek. Bu arada da bir çözüm bulunamazsa kâbus geri dönecek.

Bütçe konusuna gelince, iki parti 2014 bütçesi için Kongre'de özel bir komite oluşturacak. Bu komitenin 13 Aralık 2013’e kadar bir uzlaşmaya varması gerekiyor. Ve 15 Ocak 2014… Bu tarihe kadar da uzlaşma sağlanamazsa devlet daireleri yeniden kepenk kapatmaya başlayacak.

Bir yazarımızın kaydettiği gibi iş bu sefer çok daha zor görünüyor; şöyle ki  “2014 sonbaharında yapılacak olan Temsilciler Meclisi seçimlerinin gölgesi, bu pazarlıklarda iki tarafı da daha uzlaşmaz bir tutuma sürükleyebilir.”[3]

 


[1] http://www.ntvmsnbc.com/id/25235627/ (3.11.2013)

[2] Mahfi Eğilmez, “Borç Tavanı ve Türkiye’ye Etkisi”, http://www.mahfiegilmez.com/2013/01/borc-tavan-nedir-abdde-hazinenin.html (3.11.2013)

[3] İsmet ÖZKUL, “ABD Borç Krizi Çözüldü Sanıp Sevinmeyin”, Dünya, (18. 10. 2013)

 

Prof. Dr. Cihan Dura

USİAD Bildiren Dergisi 68. Sayında yayınlanan makale

Derginin 68. sayısını okumak için tıklayınız

www.usiad.org.tr

 

 

USİAD Bildiren Dergisi

Reklam

Raporlar

Reklam

Kitaplar

Reklam