Anasayfa Çeşitli Yayınlar Sanayi ve Teknoloji DEVRİM NEDEN SÜRDÜRÜLEMEDİ?
Çarşamba, 19 Şubat 2014 10:15

Halkımızın temel sorunları, gerçek sorunları vardır: Kalkınma, işsizlik, eğitim gibi… Kaynak kullanımı, yoksulluk, tarım, sanayi, borçlanma, dış bağımlılık, konut sorunu, trafik kazaları, kadın cinayetleri, çocuk kaçırmalar, din simsarlığı, toprak ağalığı gibi…

Bunların çözümü cesaret ve büyük özveriler gerektirdiğinden, bilgi ve uzmanlık, yurtseverlik gerektirdiğinden, çirkin politikacılar, entel “aydın”lar bu sorunlardan uzak dururlar; halkımızı Çirkin Batı’nın ve kendi çıkarlarına göre ayarlanmış sözde demokrasi, özgürlük, azınlık hakları, etnisite gibi soyut sorunlarla meşgul ederler. Oysa asıl “açılım” yapılması gerekenler bunlar değildir, asıl “açılım” yapılması gerekenler yukarda örneklerini verdiğim gerçek sorunlarımızdır. İşte bu sorunlardan biri de –son günlerde yapılan operasyonlarla iyice gündeme oturan- yolsuzluklardır. Türkiye ne acıdır ki günümüzde bir yolsuzluklar cehennemine dönüşmüş bulunuyor, üstelik ahlaka büyük önem verdiğini söyleyen, İslam’ı bayrak yapan bir iktidar döneminde.

 

Bilim gözlem ister. Gerçekler ancak yapılan gözlemlerden genellemeye gidilerek keşfedilir. Biz de öyle yapalım. Gözlem yapalım, hem de bolca yapalım. Somut olguları bir araya getirelim, art arda sıralayalım. Sadece bu sıralama bile bize bir ilk genelleme yapma fırsatını sağlayacaktır.

‘***’

Yılda 1,5 milyar dolarlık akaryakıt kaçakçılığı… Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ile birçok bürokrat yargıda. - Tekstilde 1 katrilyonluk hayali ihracat… -SSK’da ilaç yolsuzluğu:  Roche SSK’ya, piyasaya sattığının 2-3 katı fazla fiyatla ilaç sattı. SSK’nın 2 üst düzey yöneticisi tutuklandı. – Maliye bakanının oğlu 4 bin ton mısır ithal etti; gümrük vergisi ithalden hemen sonra yüzde %70′e yükseltildi. -30 trilyonluk buğday vurgunu… - Çevre ve Orman Bakanlığı bürokratları ihale kazanan firma tarafından ağırlandı. -TOKİ’de milletvekili ayrıcalıkları.

Hakkâri’de iş olanakları AKP’liler tarafından kontrol ediliyor.  - Gümrükte büyük vurgun… - Seçmen listelerine mevtaları kim yazdırdı? - Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan sınavlarda, sınav sorularını sızdırarak para karşılığı satan kopya şebekesi… -Sahte diploma ve denklik belgeleriyle “mimarlık” yapan 30 kişi yakalandı. Ardından, 37 kişinin de sahte belgelerle “inşaat mühendisliği” yaptığı belirlendi. -Anadolu liselerine ek yerleştirmedeki usulsüzlük... -Rüşvet dağıtıp ihaleleri kapmış! -Başbakanın eski özel kalem müdürü, görev yaptığı 5 yıl içinde İstanbul ve Ankara’da 5 değerli gayrimenkul sahibi oldu. -Sarıyer’de rüşvet operasyonu… -SGK’dan para alabilmek için sahte ameliyat belgeleri düzenlediler. - İlaç firmaları doktorlara rüşvet dağıttı.

Nedir bunlar değerli okur? Yukarda belirttim: Bunlar Türkiye’de her gün olup duran binlerce yolsuzluk olayından sadece birkaçı... Yakın zamana ait gazete haberlerinden derledim. Evet, bunlar Türkiye Cumhuriyeti’ni için için kemirip çöküşe götüren, ülkemizin gerçek sorunlarından yolsuzluk örnekleridir. Bunlar aynı zamanda Türkiye’nin kokuşup çürümekte olduğunun da göstergeleridir.

Peki, yolsuzluk nedir? Yolsuzluk “bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanmak”tır. Bu olgu, en geniş çaplı olarak siyasî ortamda kendini gösterir; bu kapsamda “politik yozlaşma” adıyla da anılır. Politik yozlaşma politik karar alıcıların özel çıkar sağlamak amacıyla, toplumda mevcut kuralları ihlal edici eylemlerde bulunmalarıdır. Başlıca şekilleri şunlardır: Rüşvet, zimmet, partizanlık ve patronaj, adam kayırmacılık, oy ticareti, lobicilik, rant kollama, kamu sırrını sızdırma, gönül yapma, politik dalavere.

Politik yozlaşma son derecede zararlıdır: Toplumu, devleti kemirir. Sosyal ahlakı bozar. Kaynak israfına yol açar, gelir dağılımını olumsuz etkiler. Halkı devletinden soğutur, sosyal çatışmaları tetikler. Dayanışmayı, ulusal birliği zayıflatır. Bir devleti çöküşe bile götürebilir.

‘***’

Türkiye’de yolsuzluklar dur durak bilmiyor; giderek artıyor, genişliyor, ivme kazanıyor. Bol örnek vermekte fayda var dedim ya, aşağıda da son iki yıla ait gözlemlerimi sunuyorum.

- Ernst&Young’ın “2012 Küresel Yolsuzluk Anketi”ne göre Türkiye’de üst düzey yöneticilerin yüzde 52’si, iş hayatında rüşvet ve yolsuzluğun çok yaygın olduğuna inanıyor. “Küresel Yolsuzluk Araştırması” adlı bir çalışmaya göre ise Türkiye’de halkın büyük kısmı parlamento, siyasi partiler, din adamları medya ve özel sektörün yolsuzluk yaptığına ve bu kurumların temiz olmadığına inanıyor.

-“Orman vasfını kaybetmiş arazilerin hak sahiplerine satışı”nı öngören, 2B yasasının kabulünün hemen ardından “rant olayları” alıp yürüdü. - Temmuz 2012’de yapılan ÖSYM’nin KPSS sınavı soruları önceden para karşılığında dışarı sızdırıldı. -Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na hizmet veren bir organizasyon şirketi hakkında başlatılan soruşturma, Fon içinde yapılan bir dizi usulsüz harcamayı gözler önüne serdi (Fon’la ilgisiz seyahat harcamaları, limuzinle karşılamalar, striptiz şovlarının faturaları gibi)

-Sayıştay’a göre kamu idarelerindeki usulsüzlükler saymakla bitmiyor. -Kamu ihaleleri büyük oranda denetim dışı. -Bedava kömür uygulamasında kömür, maliyetinden yüzde 46 daha fazla fiyattan satın alındı. -TEDAŞ özelleştirilirken, 10 şirketinin paraları da devredildi: Zarar 3,4 milyar TL. -14 termik santralin özelleştirilmesinde yolsuzluk. -AKP Milletvekili Genel Kurul’da bir bakandan “torpil” isterken, objektiflere yakalandı. -Milli Eğitim Bakanlığı, okul müdürü atamasında sözlü mülakatlarda yandaşlara yüksek puan uyguluyor.  -Sağ­lık sek­tö­rüy­le il­gi­le­ri bu­lun­ma­yan ki­şi­le­r has­ta­ne­ler­de mü­dür ve­ya mü­dür yar­dım­cı­sı olarak atandı. -Rektör, şirket ortağını yardımcısı yaptı, 4 ayrı göreve birden getirdi. -AKP’li Belediye Başkanı ile yardımcısının aralarında bulunduğu 6 kişi ihaleye fesat karıştırmaktan gözaltına alındı. -Suriye’de yaşanan iç savaş AKP’li yerel yöneticileri ve yakınlarını zengin etti: Tonlarca mazot kaçakçılığından büyük rant sağlandı.

-Türkiye rüşvette Avrupa birincisi!... -AKP hükümetinden 3 bakanın oğlunun da bulunduğu 22 kişiye rüşvet ve yolsuzluk operasyonu… -Bakan oğlunun  “pa­ra say­ma ma­ki­ne­si­” ile pa­ra say­dı­ğı, 6 çe­lik ka­sa­nın ol­du­ğu Gök­ka­fe­s’­te­ki ev; İs­tan­bu­l’­un Bo­ğaz man­za­ra­sı­na hâ­kim, ay­lık ki­ra­sı 60 bin li­ra­dan baş­lı­yor! -İstanbul merkezli operasyonda “rüşvet tarifesi”: Riskli transferlerde rüşvet oranı yüzde 0.5...  Para bakan ve bürokratlar arasında paylaşıldı.  -TCDD Liman İşletme Müdürlüğü ve bağlı daire başkanlıklarına İzmir merkezli rüşvet ve yolsuzluk operasyonu… -Maliye, AKP’nin ihale baronlarının vergi borçlarını çerez parasına indirmiş, vergi cezaların silmiş. Her yıl böyle silinen vergi 1,5–2 katrilyon TL! –Ve AKP'li eski Bakan: İstanbul'da imar planları, bütün yüksek yapılar Başbakan'ın onayı ile yapıldı!...

‘***’

Soruyorum: Kimlerdir bu yüz karası olaylara bulaşanlar? Ne yazık ki bizim insanlarımız, bizim yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, memurlarımız, bizim öğretmenlerimiz, okumuşlarımız, aydınlarımız, bizim öğrencilerimiz, gençlerimiz… Ve bizim halkımız!...

Neden bu rezillikleri yaptılar? Çünkü yurttaşlarımızın büyük bir eksikliği var: Millî ahlak!...  Eğer bu yurttaşlarımıza zamanında sağlam bir sosyal ahlak eğitimi verilseydi, böyle rezilliklere tevessül ederler miydi? Sosyal ahlak, ya da Atatürk’ün deyişiyle Millî Ahlak “Milletin sosyal düzeni, huzuru, mutluluğu, güvenliği ve ilerlemesi için, yurttaşlardan her alanda ilgi, çalışma, nefsin feragatini isteyen” ahlaktır. Atatürk bu ahlakı bizlere miras olarak bırakmıştı. Ve çalışma ahlakını da: Bir hak ancak çalışmakla kazanılır.

Eğer genciyle, yetişkini ile sonraki kuşaklar; Atatürk’ün millî ahlak öğüt ve kuralları çerçevesinde terbiye edilmiş, eğitilmiş olsaydı; o öğütleri, soludukları hava misali hayatlarının her anında adeta yaşayıp uygulasalardı, rüşvet, irtikâp, zimmet, partizanlık ve patronaj, adam kayırmacılık, torpil, rant kollama, kamu sırrını sızdırma, soru satma, kopyacılık, sahtecilik gibi yüz karası eylemlere kalkışırlar mıydı?

Böyle ve yaygın cehalet de olunca Atatürk’ün şu öğüdüne de uyulmadı: Muhterem milletime tavsiyem odur ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki asıl cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an vazgeçmesin!

‘***’

Uyulmayınca ne oldu peki? Kaçınılmaz sonuç…, kleptokrasi oldu!…

Bir ülkede yolsuzlukların derecesi o ülkenin yönetim kadrosu, bunların ahlakı ve davranışlarıyla yakından ilişkilidir. Eğer bir ülkede yöneticiler yolsuzluğa batmış durumda ise, orada hâkim olan rejime kleptokrasi denir. Bir bilim adamımız, Prof. Dr. S. Kemal Erol “kleptokrasi” belasını şöyle açıklıyor[1]:

Kleptokrasi, “bir ülkede iktidarı ele geçiren bir siyasal grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması şeklinde kendisini gösteren bir hırsızlar rejimi”dir. Kleptokrat ise “hırsızlar rejimini yürüten, ülkede güç sahibi olan politikacı”dır.

Kleptokrasilerin belirgin bir özelliği ülkede yerli üretimin büyük ölçüde çökmüş olmasıdır. İç pazar ithalata dayalıdır ve iktidar yandaşlarının da yer aldığı büyük sermaye gruplarının eline geçmiştir. Yurt içinde, ekonominin yürütülebilmesi için, halkın yararına olan tüm birikimler ve yeraltı kaynakları pazara çıkarılarak haraç mezat, yok pahasına satılır; bunun adına da özelleştirme denir. İnsan haklarını her alanda çiğneyen kleptokrat yönetim; rüşveti, bürokraside bir kural haline getirir. Hırsızlığı demokrasi içerikli söylemlerle kamufle ederek, yoksul kesimleri soygunlarıyla daha da fakirleştiren bir çete iktidarı; ülke içinde devletin daha önce yaratmış olduğu sanayi yatırımlarını, iletişim kurumlarını, limanları ve yeraltı zenginliklerini yerli ve yabancı kapitalistlere peşkeş çekerler. Bir yandan da gerçekte fakirleştirdikleri ülkeyi, o zamana kadar görülmemiş şekilde kalkındırdıklarını ileri sürerler. Bu iddiaya karşı çıkanlar acımasızca cezalandırılır, defterleri dürülür. Tutukevleri dolup taşar. Herkese dinleme ve fişlenme uygulanır.

Kleptokrat, karşıtlarının yok oluşundan büyük haz duyar; ancak yine de sürekli bir korku içinde yaşar, bilinçsizce herkese saldırır bu yüzden. Güvenliğinden emin olmadığından zırhlı koruma birliklerini artırır. Bir polis devleti kurma çabası içine girer. Ülke sorunları büyüdükçe, bundan başkalarını sorumlu tutar. Kararları hep kendisi almak ister, ama her şeyi yüzüne gözüne bulaştırır.

Endonezya’da Suharto, İtalya’da Mussolini, eski Yugoslavya’da Slobodan Miloseviç, Filipinler’de Ferdinand Markos, Mısır’da Hüsnü Mübarek,… kleptokrat örneklerinden  sadece birkaçıdır. Dış güçlerin ve emperyalistlerin kuklası olan kleptokrat, her yerde –dilerim, Türkiye’de de- tarihin çöplüğündeki yerini almakta gecikmez.

 

 


[1] S. Kemal Erol, “Medikopolitik: Kleptokratlardaki Fobi Olgusu”, Cumhuriyet, 21.7.2012.

 

Prof. Dr. Cihan Dura

USİAD Bildiren Dergisi 95. Sayında yayınlanan makale

Derginin 95. sayısını okumak için tıklayınız

www.usiad.org.tr

 

USİAD Bildiren Dergisi

Reklam

Raporlar

Reklam

Kitaplar

Reklam